Şiirin Birkaç Üstü
- aksaliha
- 2 Tem 2022
- 3 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 2 Tem 2022
Sayısız penceren vardı..
Birer birer kapattım ben...
Bende kalasın diye,
Bir bir kapattım ben.
Turgut Uyar- Göğe Bakma Durağı
1950 yılında Yurt içinde ve dışında çeşitli kuruluşlarda Nazım'a özgürlük kampanyaları başlatılır. Meclisin gündeminde bulunan Af Kanunu tatilde tabi. Nazım 8 Nisan'da açlık grevine başlar. Aynı gün Bursa'dan İstanbul'a Paşa kapısı cezaevine götürülür. 23 Nisan günü avukatların isteği üzerine açlık grevini geçici olarak durdurur. Nazım ağır hasta olduğu için doktorlar 3 ay hastanede tedavi görmesi gerektiğini belirtirler ancak durumunda bir değişim olmayınca 2 Mayıs'ta yeniden açlık grevine başlar. Açlık grevi kamuoyunda büyük bir yankı uyandırır. Tüm dünyada imza kampanyaları başlatılır. Nazım Hikmet adlı bir dergi çıkarılır. 9 Mayıs'ta annesi Celile Hanım, 10 Mayıs'ta Orhan Veli, Melih Cevdet ve Oktay Rıfat açlık grevine başlarlar. Mayıs ortasında olan seçimle sonrası çıkan yeni durum üzerine 19 Mayıs'ta açlık grevine son verilir. Çıkarılan genel af kanunuyla Nazım serbest kalır. 22 Kasım'da Dünya Barış Konseyi tarafından Pablo Picasso, Paul Robasın, Wanda Jakubowska ve Pablo Neruda'yla birlikte 'Uluslararası Barış Ödülü'nü almaya hak kazanır. Nazım törene katılamadığı için törende Nazım'ın ödülünü Neruda alacaktır.
Türk Solu- Hüseyin Anıl
Selam Millet,
Giriş buraya kaldı. Ben kitabı okurken içimden bu parçada 'vay kadroya bak bee!' demiştim. Kadro müthiş. Nazım çıkamadığı için ödülünü Neruda alıyor. Bizim 1. yeniler full destek greve katılıyor. İnsanın biraz yaşama olan tutkusunu arttırıyor. Genel olarak insanlarda bir keyifsizlik gördüğüm dönem çünkü. Ülke durumundan bahsetmiyorum bile. Muhtemelen bahsetmek istemediğim için şiire ve güzelliğine kaçıyorum biraz. Yine de Muhsin Ünlü'nün ''Hayat bir yanıyla güzeldir canım, sen de güzelsin'' dizeleri gibi. Her ne oluyorsa olsun hayat hep bir yanıyla güzel canım. Bu yazı bildiğim tüm dönemler şairlerinden en sevdiğim alıntılar kondururum gibi. Olsun, kafamız dağılsın biraz. Yine de şunu söylemeliyim ki hepsi yine bizim zihnimizin ürünü eğer benim gibi kişilerin analizleri de yapmayı seviyorsanız bir şeyler okurken. Mesela Orhan Veli tüm şiirlerindeki salaşlığına rağmen kendi hayatında yani bu fenomenal hayatında oldukça düzenli bir karakter. Bir kere Devlet memuru kendisi. Nazım tüm o solcu ve ideolojik yaşama dair şiirlerine rağmen aşka aşık bir adam. Muzaffer Tayyip hiç yaşayamamış bir adam. Ümit Yaşar melankolinin dibi. Goethe Doğu kültürüne aşık bir adam Hafız, Şeyh Sadi, Nizâmî ve Mevlana'ya yazdığı nazirelerden anlıyoruz. Sylvia Plath müthiş trajik ölümü ve hayatı, intihar girişimleriyle süren bir hayat.
Ömür boyunca insan bu kadar bohemian bir hayatta nasıl kalır diye düşünüyorum ki zaten çoğu intiharlarıyla meşru kılmış bu hayatı. Keşke biri onlara zihni eğitmenin ve meditasyonun varlığından bahsetseydi ancak böyle olsaydı da bu şiirleri okuyamazdık. Bu dünyadan tüm gelip geçmiş şairlere olsun bu yazı. Hepsine selam olsun.
Şiir delilik olmasaydı üretilemezdi herhalde.. Yaşamak yani, ağır bastığından...
Yaşamak şakaya gelmez, Büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın Bir sincap gibi meselâ, Yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden, Yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
Yaşamayı ciddiye alacaksın, Hem de o derecede, öylesine ki, Meselâ, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda, Yahut kocaman gözlüklerin, Beyaz gömleğinle bir laboratuvarda İnsanlar için ölebileceksin, Hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için, Hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken, Hem de en güzel en gerçek şeyin Yaşamak olduğunu bildiğin halde.
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, Yetmişinde bile, meselâ, zeytin dikeceksin, Hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, Ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, Yaşamak yani ağır bastığından.
Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız, Yani, artık o beyaz masadan hiç kalkmamak ihtimali de var. Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini Biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına, Hava yağmurlu mu diye bakacağız pencereden, Yahut da yine sabırsızlıkla bekleyeceğiz En son ajans haberlerini.
Diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için, Diyelim ki, cephedeyiz. Orda daha ilk hücumda, daha o gün Yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün. Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu, Fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz Belki de yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.
Diyelim ki, hapisteyiz, Yaşımız da elliye yakın, Daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının. Biz yine de dışarıyla beraber yaşayacağız, İnsanları, hayvanları, kavgası ve rüzgârıyla Yani, duvarın arkasındaki dışarıyla. Yani, nasıl ve nerde olursak olalım Hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...
Bu dünya soğuyacak, Yıldızların arasında bir yıldız, Hem de en ufacıklarından, Mavi kadifede bir yaldız zerresi yani, Bu koskocaman dünyamız. Bu dünya soğuyacak günün birinde, Hatta ölü bir bulut Yahut bir buz yığını gibi de değil, Boş bir ceviz gibi yuvarlanacak Zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.
Şimdiden acısı çekilecek bunun, Duyulacak mahzunluğu şimdiden. Böylesine sevilecek bu dünya "Yaşadım" diyebilmen için... "Yaşadım" diyebilmen için... "Yaşadım" diyebilmen için... "Yaşadım" diyebilmen için... İçin, için...
"Yaşadım" diyebilmen için... "Yaşadım" diyebilmen için... "Yaşadım" diyebilmen için... İçin, için...
"Yaşadım" diyebilmen için... "Yaşadım" diyebilmen için... "Yaşadım" diyebilmen için... İçin, için...
"Yaşadım" diyebilmen için... "Yaşadım" diyebilmen için... "Yaşadım" diyebilmen için... İçin, için...
"Yaşadım" diyebilmen için... "Yaşadım" diyebilmen için... "Yaşadım" diyebilmen için... Yaşadım...
Nazım Hikmet Ran



Yorumlar