Uçarım Bu Alemde
- aksaliha
- 5 Ağu 2022
- 8 dakikada okunur
''Chaque fou a sa marotte''.
Her delinin kendi şapkası vardır.
Arthur Schopenhauer
Schopenhauer'in Mutlu Olma Sanatında geçen bu cümle hayat kurallarını anlatırken insan çabalarının rehberi hayal gücü imgeleri değil kavramlar olmalı diyordu. Tam olarak yukarıdaki cümlesiyle bize ne anlatmak istemiş olabilir? Kim bilir? Kitap stoacı ve iyimserlikten daha uzak olarak yazılmış bir kitaptı zaten. Evet her delinin kendi şapkası vardır. Ben biraz buradan bahsetmek istiyorum.
Selam millet,
Site girişleri ve okumaları çok düşük seviyelerde seyretmeye başladı yalnız kış aylarına göre. Yazın eğleniyoruz daha çok herhalde. Eğleniyorsak eğlenelim canım. Ben de burada kendimi eğlendiriyorum zaten. Tabi ziyaretler azaldı ama kaliteli bir kitle kaldı yalnız. Güzel yorumlar geliyor. Okumuş, kafa yormuş güzel böyle tepkiler istiyoruz tabi. Oldukça rahat bir oturuş ve kafayla geldim. Böyle yavaş yavaş yazıyorum sindire sindire. Zamanın normalden daha yavaş aktığı zamandayız. Kime göre? Bana göre. Zaman görecelidir diyip burayı kapatıyorum. Ben demiyorum da işte o hepimizin bildiği dünyaya dil çıkaran Einstein babamız diyor. Acelemiz de yok zaten. Spotify'de Soft Analog çalıyor. Cidden çok soft bir grubumuz. Tatlı bir elektronik yapmışlar. Grup Ankara'lı ve bence Ankara'dan hep iyi alternatifler çıkar. Neyse yavaştan gireyim konuya. Her delinin kendi şapkasına... Uzun bir yazı olur bu :)
Bauman Yaşam Sanatında bugüne kadar bir nebze tutunduğum her düşünceye başka bir bakış açısı getirmiş. Bu arada ben bir Zygmunt Bauman hayranıyım gerçekten. Neden hayranıyım? Tutunduğu hiç bir düşünce olmadan ve her düşünceye ve teoriye yaklaşımında eleştirmeden, ateşli savunmaları olmadan aynı ya da benzer mesafede başka bir düşünce teori de ortaya koyduğundan tabi. Poznań doğumlu ve ben tam ülkeye giremesemde en azından tabelasını görüp bir fotoğraf çekmişliğim vardı. Polonya'yı da gezemezdim yani. Zaten o da orada çok kalmıyor daha doğrusu kalamıyor ama neyse şimdi buna girmeyeyim.
Bauman benim altını hiç aramadan en mantıklısı budur bu yaşamda dediğim bir düşünceye başka bir bakış açısı getirmiş. O düşünce esneklik konusu. Bir zamanlar gurur duyduğumuz en yücelttiğimiz 'şey'leri (bunlar düşünce kalıplarımız, ilişkilerimiz, ailelerimiz her şeyimiz olabilir) hangisinin yitip gidececeği konusunda emin değiliz çünkü bu yaşam belirsiz bir yaşam ve kontrol edemediğimiz bir hayat bundan eminiz. Ayrıca öğrendiklerimizin çoğunu da kuşkusuz bir yerlerde unutuyoruz ya da unutmak zorunda kalıyoruz. Bugün en çok tavsiye edilen seçimler yarın utanç verici, kötü deneyimler ya da büyük hatalar olarak da kötülenebilir. Evet burası da belirsiz. Dolayısıyla da benimde tutunduğum en başta edinmemiz gereken beceri ''esneklik''. Çünkü her şeyi kontrol edebilmemiz imkansız hatta bir şeyi bile kontrol edebilmemiz imkansız. Sürekli belli rollerde bize sunulanla hayatımızı devam ettiririz ancak kapalı kapılar arkasında, biz yokken ne konuşulduğunu asla bilemeyiz ve dolayısıyla esnek olup arkasını çok sorgulamadan o düzeni devam ettiririz. Bauman'da gerçekten evet demiş yani en başta edinmemiz gereken beceri esnekliktir.! Ve parantez açıp esnekliği şöyle değerlendirmiş ''kısırlaştırılmış ve halihazırda politik olarak doğru sayılan korkaklığa verilen ad!!'' Burada biraz kalmak istiyorum. Kısırlaştırılmış doğru yani bilmemiz gereken, bize yeten, öyle istenilen özellikle öyle istenen doğru demektir. (Bu arada yazıyı çok keyifle yazıyorum ya umarım okuyanlar da keyifle okur) Öyle istenmesinin arkasında da korku yatar tabi. Her tür ilişkiler için aman böyle bilsin başka türlüsünü bilmesin o zaman daha fazlasını ister ve beni yerle bir eder korkusu. (Doğru karşıdaki otomatik tiplemede bir insan türüyse dünya nüfusunun %99'u öyledir bu arada) Evet daha fazlasını ister ve karşısındakini bir şekilde yok eder. Yok etmekten bahsettiğim üzmek, acı çekmesini sağlamak, onu zayıflatmaktır. (Odak noktamın çok olduğu zaman dilimindeyiz onun için böyle açarak anlatmak istiyorum bu arayı, umarım sıkmıyorumdur). Halihazırda politik olarak doğru da ''şimdi kendi canımı da sıkmak istemiyorum, seni de anlıyorum, ikimizinde çıkarları söz konusu'' bahsinden geçen politik olarak karşıdakiyle anlaşmaktır çünkü ikimizde şu an gerçeklerden bahsedemececek kadar ya yorgunuz ya da bu yükümlülüğün altına girmek istemiyoruz ya da artık zaten bunları yaşadık ve bir şey değiştiremedik tamam böyle devam edelim korkaklığından, cesaretsizliğinden ve belki de istemediğimizden, hazır hissetmediğimizden gelir ama genellikle korkudur altındaki. Özgüvensizlik korkusu. Hazır olmama bir tür etikettir, istememek bir üst etikettir, özdeğer eksikliği ise temeldir ve kişi hiç buna inmek istemez hatta böyle bir şey olduğunu bilmez ve üst etiketlerle hayatını idame ettirir. Tabi esnek olacağız bu şartlarda çünkü hiç birimiz aynı değiliz ancak aynıymış gibi yaparız belli zaman dilimlerinde.
Esneklik konusunda hem fikir miyiz bilemiyorum ama çoğumuz bugün politik olarak doğru sayılabilecek esnekliği seçiyoruz. Çünkü modern çağ insanı olmak da bunu gerektiyor. Modern çağ insanı olmakla bahsettiğim nedir onu da açayım biraz. Moderniteden bahsediyorum modern demekle çağdaş insanı kastetmiyorum ilkel beyin hala çağdaş değil ve hatta çağdaş insan olmak zaten çok kültürel beslenme gerektiyor oradan yani kültürel kalıtımdan çok yoksunuz, modern insan çağ derken yine Bauman'ın bahsettiği akışkan dünya yani keşfedilmeyle ilgili bir çağ. Biri ortaya şunu attı''keşfedilme''. Bu Yunanlılarda yoktu, şurayı şöyle anlatayayım o zaman keşfedilmeyle ilgili etiyolojik mit daha anlaşılır olacaktır. Yunanlılarda (neden oradan örnek çünkü ilk sanatsal, sosyolojik, filozoflarımızın çok olduğu grup ( Avrupa'nın ablası, abisi bir şey olmuş diye kendisi şu anda hiç bir şey yapmadan hala ondan nemalanan şımarık küçük çocuğu bence) yaratılan herhangi bir eser, ortaya konan düşünce ve dahi uğrunda öldürülmeye göz alınacak bugün gerçek kabul edilen meseleler mali ve dünyevi başarılarla karşılaştırılmaz ve hatta yoksullukla, feragatle, bilgelikle kıyaslanırdı. Bilge ne kadar bilgeyse o kadar yoksul olmalı, filozof ne kadar filozofsa o kadar fakir olmalı gibi. ( tabi ki bu da dengesizce bir kalıp ve tanımlama). Modern çağ da keşfedilme unsuru ortaya çıktı ve kendi kendini yetiştirmiş erkek hele hele kendi kendini yetiştirmiş kadın fikrine ilk önceleri olanak tanımayan bir toplum bugün ün ve zenginlikle tanımlamaya başladı. Kendi kendini yetiştirmek bahsi ünvana sahip olmak değildir çünkü bugün gördüğümüz konuştuğumuz her erkek ve kadın çoğunlukla bir etikete sahip mühendis, öğretmen, iş insanı vs. Kendi kendini yetiştirmiş erkek ve kadın bu çok çok az rastladığımız bir unsur. Kendini bir nebze olsun bilen ama gerçekten bilen, olmak istediğini anlatan değil, kendini eksikleriyle anlatabilen kişiler ve dediğim bu olay çok az. Duygusal yönü ne yazık ki hiç geliştiremiyoruz özellikle benim gözlemlediğim erkekler zaten bunu hiç bilmiyor ve o yüzden kadınlara göre çok daha aslında sıkışık yaşıyorlar bu hayatı, kadınlar da sadece bu durumu bilip bunu çok abartı kullanıyorlar ki onlarda çok sıkışık yaşıyor bu hayatı. Dün gece yine masada en az 15 kişi olduğumuz ekipte herkes birbirinin negatif yönlerini söylerken benim çoğunlukla pozitif olmam konusunda çok negatif olduğumu söylediler. Yani bu onları geriyormuş. Tamam dedim peki şöyle yapalım sabahlara kadar olmayanlara, acılarımıza, negatifliklerimize boğulalım. Sonu yok. Şu durumumdan full negatife geçsem boğulurdum peki siz nasıl böyle yaşıyorsunuz sürekli. Sürekli şikayet ederek... Zihin tam senaryo üreticidir gerçek acılar elbet var ama sonsuz değil. Yas acısı en uzun ama ömrü var. Aşk acısı en fazla 3 yıl. Sonsuz çekmeyeceksem bu acıyı neden şu an buna devam ediyorum ve sonsuz çekeceğimi düşünüyorsam neden yaşıyorum? Bu iki sorunun cevabını verebilirsek çok fazla yükten arınacağız aslında. Evet şu anda acıyı çekiyorum ve geçici olduğunu da biliyorum orta yoldur. Neyse yani burada anlatmak istediğim modern çağımız insanı acıyı pek seviyor. Keşfedilme konusuna geldiğimde de Yunanlılar da ne kadar bilgelik o kadar sefaletse şimdi de ne kadar bilgi o kadar ün ve etiket oldu ki ikisi de uç noktadır bence. Numeroloji ilk yaptığım sıralarda bir kişi bana şunu sormuştu peki sen şimdi böyle insanlara yardım ediceksin, onların sıkıntısını çözebilirsin dinleyebilirsin ama para alıcaksın? Ama bugün birine ads reklamı verdiğimde bana hizmet ücretini ödüyor. Burada da bilgeliğin hala sefaletten yana olması gerektiğini sürdüren bir beyin var (Yunandan kalma), bilginin karşılığı olmalı (modern çağ insanı). Hayat bugün yaşadığımız süreçte daha ortalama bir yol bulma üzerine olmalıydı ancak hala beyinler tek taraflı bir etiket bulma derdinde. Asıl yorucu olan bu. Bugün hayatımız karşılıklı bir alma verme dengesine dayanır ve biri bozulduğunda her şey bozulur. Bazen duygu alırız, bazen düşünce bazen maddesel bir karşılık ama ne olursa olsun aldığımız her şey karşılığında da veririz.
Esneklik ve keşfedilme dedikten sonra Anderson ile devam edeyim ben de çok küçük bir kitleye yazmayı sevdiğim için ilgimi çeken bir örnek burası. (Bu arada bu kitle büyük de olabilir ama açıkçası umrumda mı asla değil ve hala Soft Analog çalıyor cidden iyi bir grup ve tavsiye) Yani burası şey gibi ''ee bunları kendime bir deftere de yazabilirim neden sosyal medyaya açmaya gerek duyuyorum?'' öncesinde irdeleyeceğim biraz. Tom Anderson sanat okulu mezunu ve bugün modern hayatta kullandığımız hiç bir elektronik aleti bilmiyor burası MySpace ile ilgili. (Space demişken Musk'ın Starlink uydularının Eskişehir'de olduğunu okuyunca 5 gece gökyüzünü izledim 6. gece bir arkadaş bende balkondayken bağırmaya başladı ve o zaman izledik, bu güzel bir andı). Anderson'un bir bloğu vardı amacı hiç kar etmek değildi aksine şirketin bir sürü borcu vardı Murdoch soy isimli bir babayiğit bu şirketi 580 milyon dolara 2005 yılında alana kadar. Konu bu değil ama başlangıç bu. Başlangıç hep çok önemli ve özel. Böyle başlangıcın tabi ki hayranıyız çünkü bu servet hayranlarını harekete geçiriyor ve Yahoo sosyal ağ kategorisinde olan bir başka siteyi 1 milyona satın alıyor ve ve Google 2006 ekimde bir siteyi (sitenin tamamen amatör bir çiftçi tarafından kurulması güzel bir ironi ama sermaye sahibi sana bırakır mı siteyi bırakmaz zaten çiftçinin elindeki siteden de çok sürdürülebilir olan bir şey olmayacak, benim ailemde çiftçi kısır vizyon var kabul ettirmek zor ama neyse ki bu çiftçi ailemiz Youtube diye bir şey yapmış ama bilmiyor ne kadar değerli olabileceğini ee işte iyi ki paydaşlar var be dedirtecek bir girişim) Youtube'u satın alıyor. Sene 2007 dailymotion var herhalde ve daha Youtuber influencer falan asla yok. Google neden google buradan anlıyoruz (bu arada yeni güncelleme gelmiş artık tek tek tag manager kodlarını web siteye eklemekle uğraşmıyoruz hepsi komple google kodu olmuş, bunu en son Yıldırım'da bir oto çekiç hizmeti verirken farketmem güzel örnek :)) Neyse google 2007'de 1.6 milyar dolara Youtube'u alıyor ve çiftçi ailemize 345 milyon değerinde hisse veriyor. Sonra Youtuber olarak çok saçma kişileri izliyoruz ama burası çok daha sosyolojik ve burasının konusu değil.. Bak burada tam Bauman devreye giriyor ve şunu diyor ( tez yazınca hep konunuza destek ararsınız çünkü bu bir kuraldır senin bir şey demeye hakkın var ama daha bilinmiş kişiyle bunu desteklemen ve referans alman gerekir referans yoksa ee sen bunu neye dayandırdın derler ve hayatta da böyledir hayat mücadelemiz de de hep destek ararız daha bilinmiş o kişiden) '' O ana denk keşfedilmemiş ya da layıkıyla takdir edilmemiş yeteneklerin arayışında olan yüce ve azametli olan bir hami ya da patron kişiliğinde cisimleşmiş olan, tarih tarafından keşfedilmek masallar, Ortaçağ'ın sonları ve Rönasans'ın ilk dönemlerinden beri ressamların, heykeltraşların ve müzisyenlerin biyografik folkloründe popüler bir motif olmuştur gelgelim, sanatın ilahi yaratının büyüsünü, itaatkar ve doğru bir şekilde anlatma yolu olarak görüldüğü antikçağda bu böyle değildi.
Bloglar internet kamuoyuna ne tür bilgiler verir? Asıl mesele bu? Ben ne tür bilgiler veriyorum ve neden bunu kamuoyuna açıyorum bir şekilde? Lansherster adlı bir abimiz çok fazla blog inceliyor (sayısını bilmiyorum, sayısız diyeyim, öyle diyince daha önemli oluyor okuyanlar için :)) '' bir blogcunun kahvaltıda tükettiği şeyleri müthiş bir ayrıntıyla aktarırken, diğerinin akşam oyununun şakalarını açıkladığı, bir kadın blogcunun eşinin mahrem kusurlarından şikayet ederken, bir başkasının kendi evcil köpeğini sergilediği, biri polis yaşamının sıkıntılarını düşünürken, birinin Çin'de Amerikalının cinsel istismarının konu edindiğiyle karşılaşmıştı. Her ne kadar içerik değişse de aynı olan bir nitelik vardı. '' En özel deneyimleri ve en mahrem konuları kamuda sergilemek konusunda sınırsız bir açıklık ve doğruluk. Kabaca söylemek gerekirse kendini ( ya da kişiliğin bazı taraflarını ya da yönlerini)
piyasaya çıkarma konusunda aşikar olan, kendine ket vurma eksikliğidir bu. Burası müthiş çünkü Bauman bir şekilde böyle yazanları çoğunluk tarafından çok güzel diye desteklenirken bir ket vurma eksikliği olarak tanımlamış. Bu durumda kendime ket vuramayan biri oluyorum bir şeyler yazarak ve paylaşarak. O zaman herhalde Kafka geldi aklıma yazılarını sadece kendine yazıyor ve öldükten sonra arkadaşı yayınlatıyor ki hem kendine ket vurmuş hem de yazıları tüm dünya tarafından okumuş. O zaman ortalama bir yol olarak bitireyim (bu yazıda orta olarak bitireyim diye diye orta solcu Ecevit gibi oldum ama Ecevit'i canımız Karacaoğlan'ı gerçekten güttüğü politika ve karakter olarak da çok severim ve büyüdükçe neden orta sol kavramını öne attığını anlıyorum, bunu 15 yaşındayken anlamıyordum, onu anladığım yaşlar diyelim ama belki 40'lı yaşlarda tekrar eleştiririm belki her şeyi olması gereken gibi yapmış ama ah bee o hitap edilen kitle senin vizyonunda mıydı ki sanki diye avunurum kendimce) ve hem bazen kendimize ket vuran olalım hem de her şeyi kendimiz kadar olan kendi kamuoyumuza açabilelim...
İyi okumalar sevgili okur..
Ürettiğimiz object dart'ın ( sanat yapıtı, yaşamlarımız bir sanat yapıtı) sokaklarda, kamusal alanlarda ya da bence en güzeli birinin özel çalışma odasında takdir edeceği konusunda biraz olsun umut olmadıkça, yaşamak deneyiminin çok fazla anlamı yoktur ve her delinin kendi şapkası vardır.



Yorumlar