Tutuluyoruz..
- aksaliha
- 28 Nis 2022
- 4 dakikada okunur
Meğer ne çok şeye sahipmişiz değil mi? Her şeyimiz varmış.
Düşününce yani...
Don't Look Up
Merhaba Millet,
Dikkat tutuluyoruz!
30 Nisan Tutulması hakkında biraz yazışalım istedim, tabi ki kollektif enerjisel işler olarak bir bakalım, değerlendirelim. Yazınsal bir iş ortaya çıkardığımızda onu hem kollektif hem de bireysel bilincimize göre üretiriz. Doğada her şeyin bir bilinci vardır ve hepsi bizim bilincimize, bizim bilincimizde onların bilincine dahildir. Hepimiz sonsuz kere birbirimize dahiliz.
Leonardo Da Vinci'nin dediği gibi ''Parça kendi eksikliğinden kaçmak için her zaman kendi bütünüyle yeniden birleşme eğilimindedir. '' Doğada düşünen, düşünebilen tek varlık insan olduğundan ve insan bir kez ego ile özdeşleşince bilinci ayrılık dünyasına hapsoldu. Kendini dünyadan ve her şeyden ayrı görmek sıkışmış insan ruhunu temsil eder. İlk cennetten kovuluş, cennetten düşüş, kabileden ayrılış ,yani adına her kaynakta başka bir şey diyorlar ama burası önemli değil, böyle oldu. Cennetten kendi kendimizi kovup tekrar cennete girmenin yollarını arayan bir türüz. Cennetten kendimizi kovdurduğumuzun farkına varıp karanlığımızla yüzleşebilirsek tekrar cennete girebiliriz. Böylece insan gökdelenler de kursa, kurduğu gökdelenleri tüm dünyaya da anlatıp hava atsa gene de mutlu olamıyor. Zaten mutlu olma kavramını somut nesnelere, insanlara, bir yapıya tutunduran kimse mutlu olamaz. Demek ki olay gökdelen kurmak değil. Olayımız daha çok biricik evimizi bilmek, evde olduğumuzu hissetmekle ilgili. Haa tabi ki asıl evimizi bilip bir de gökdelen kurabiliyorsak şahane zaten. Burası yani zamanın bu dönemleri maddi dünyayla manevi alemin bir ortasını bulmakla ilgili. Spiritüalizm'de arşa çıktık çok şükür, benim olayım daha çok maddi dünyayı dengeleyip, deneyimlemekle ilgili neyse burayı çok uzatmadan tutulmaya giriyorum yoksa kafanızı yakabilirim. Bu kez çok iyi tutulduk, gerçekten müthiş tutulduk. İyi challeng'tı. Şunu da söyleyeyim 'zaman her şey aynı anda olmasın diye, mekan hepsi aynı yerde başımıza gelmesin' diye var. Zamana ve mekana saygı duyalım.
Tutulmaya kadar olan bu kısım bize cennetten kovulduktan sonra daha doğrusu kendi kendimizi cennetten attırdıktan sonraki hayatla mücadelemizi anlatıyor. Kendimizi bilmeden, cennetten kovulduğumuzun farkında olmadan cenneti arayan halimizi anlatıyor aslında. Bu tutulmada da artık hepsini biliyoruz, yaşadık ve şimdi kalıplarımızı kırma, bize iyi gelenleri devam ettirmeyle ilgili. Anahtarı dışarıda değil içeride arayalım, üstelik bir sırda vereyim kapı da zaten kilitli değil ama hayat yolculuğumuz önce anahtarın içeride olduğunu anlamakla ve anahtarı bulduktan sonra anahtarı çıkarıp tam kapının kilidini açacakken o kapının da kilitli olmadığını idrak etmekle ilgili. Oo sırada şaşkın gözlerle ''aaağğğ kapı kilitli değilmiş'' olabiliriz. Sonraki adımda tüh kahretsin boşuna mı anahtarı aradım oluyorsa eyvahh yine olmadık! Kapının kilitli olmadığını anlayınca oraya kadarki anahtarı önce dışarıda arayan sonra içimizde arayan ve kapıyı kilitli sandığımız halimize saygı duyacağız. O halimiz çok kıymetli. O halimiz olmasaydı anahtarı aramaya yeltenmeyecektik bile!
Tutulmayla ilgili ilk aklıma gelen girişte yazdığım Don't Look Up filminin (bu arada cidden gezegenleri koruma enstitüsü diye bir şey varmış) bitmeye yakın bir sahnesinde geçen cümle. Tutulma etkilerini okurken aklıma drekt o geldi. Orada yaş aldıkça daha karizmatik olan malum filmde de Profesör olmasının verdiği bir coollukla ve tam malum kuyrukluyıldız dünyaya çarpıp her şeyi yok etmesinden bir kaç saniye önce teslim olan, süreçte yanlışlar yapan, evine dönüp af dileyen (tabi o sırada da eşi June durur mu geçmişte onu bir kez aldattığını söyleyip eşitleyiveriyor durumu, yoksa güçlü bir kadın affetmez durumlar eşit değilse neden affetsin ki, eşit olmak iyidir iyi. Neyse o sahne hoşuma gitmişti her ne kadar Prof. Gökbilimci de olsan durumların eşit olması lazım) Dr. Randall ailesine ''meğer her şeye sahipmişiz değil mi'' diyor. Düşününce yani... Evet işte tam bu tutulma ve hatta bu yıl da bununla ilgili. Her şeye sahibiz zaten! Bu tutulma elimizde olanların zaten bize yettiğiyle ilgili. Tam bugünlerde elimizde ne varsa ve bugüne kadar elimizden neler gittiyse hepsinin olması gerektiğiyle ilgili bir şeyler anlatmaya çalışıyor. Sürecin sonu yine teslimiyette yatıyor, hayat sürekli bizden büyük olduğunu, akışa uyarsak onunla dans edebilirsek refahın ve huzurun bizi beklediğini söylüyor ama biz her seferinde sonsuz egomuzla ve kontrolcülük yaklaşımımızla hayatı kızdırıp bir de suratımızı uzatıp hadi bana vurabilirsin diyoruz. Tokadı defalarca yiyip yiyip derbeder gibi pek seviyoruz ortalarda drama rolünü kapmayı. Hayatın hiç bizim yüzümüze tokat atma gibi bir derdi yok, üstelik bize kızıyor da ''yahu sen ne diye kendini dövdürüp duruyorsun bana'' diye. Hayat bizi gerçekten seviyor ve hiç üzmek istemiyor ama biz kendimizi üzüp üzüp hayata suçu atıveriyoruz.
Tutulmaya kadar şöyle bir olayımız vardı sanki ''Dünyayı kurtarmak istiyoruz ve onunla ilgili hayaller kuruyoruz ama tam o sırada annemiz içeriden kalk odanı topla diye bağırıyor''! Tam olarak öyle işte! Bu tutulmada hem dünyayı kurtarmak isteyen hallerimize somut adımlar atacağız hem de önce odamızı toplamamız gerektiğinin bilincine varacağız.
Yazılarım çok uzun oluyormuş diye eleştiriler geliyor çünkü hemen kısa ve hap bilgiyi alalım istiyoruz. Bu kez dinleyip daha uzatmayacağım. Yani madem hayat hepimizle ilgili ortalama bir yol bulmaktan geçiyor hem ben daha fazla uzatmayayım hem de okuyanlar sıkılmasın. Umarım biraz derdimizi anlatabilmişimdir.
Sonu bir alıntıyla kapatayım. Herkese iyi tutulmalar! Sezen'le Ceza'nın biricik düeti Hayat bildiği gibi gelsin ve akışa bıraktım kendimi diyen Deeperise & Jabbar'ın Unuttum derdimi şarkısını da bugünler için dinleyebilirsiniz.
“Ne iş yapacağım?” modern dünyanın sorusu, kaderin değil, fark edelim. Hayat amacı yalanıyla doğal olmayan insan sistemine tutunmayalım, para lazım ama doğal halimizi yaşamak için doğa ve aşk daha da lazım ve para da doğal halimizi seviyor 🤔 Akalıım 🌊 İşimiz bu, yaşamak 💚
Haa bu arada bize hep yukarı bakma diyecekler. Asıl olayımızın da yukarı bakmak olduğunu unutmayalım. Israrla ve tüm güzellikleri görmek için hatta sadece güzellik değil, çirkinlikleri, karanlıkları, tutulmaları, yağmuru, seli, fırtınayı, güneşi ve ayı yani olanı olduğu gibi görebilmek için bir içimize bir de yukarı bakmaya unutmayalım.
Heyy hadi sen de yukarı bak!



Yorumlar