Renklerin içinde, düşlerin içinde, doğmak sessizce...
- aksaliha
- 12 Mar 2022
- 3 dakikada okunur
Herkese güzel bir hafta sonu diliyorum.
Merhabalar,
Başlık adını Kargo'nun şarkısından aldı. Akışa uyduğum bir yazı, planlı değil. Baştan söyleyeyim.
Sabah bir uyandım ki her yer bembeyaz, güneş var havada. Yeşiller olabildiğince canlı, yaprakların üzerinde beyazlar günün şanından.. Doğa tüm varlığını ve mevcudiyeti sunmuş gene dedim en güzel haliyle, tabi ki görebilene...Umarım biraz günün tadına varabilmişsinizdir. Yani kahve içerken sadece kahve içmek, doğayı izlerken sadece doğayı izlemek, kahvaltı da sadece yediklerinizin tadına varabilmek gibi.. Yazarken şunu düşüyorum insanın barınabildiği bir alan olması, her yerde kendine bir alan açabilmesi müthiş bir şey. Mesela burada istediğim başlığı koyuyorum, istediğim şeyleri yazıyorum bir tek zihnimin geçmiş bilincimin ve şu an yaptığım her şeyin geleceğe bir sebep olması dışında. Bundan kurtuluş yok burada teslimiyet en iyisi. Çünkü ister ilahi sistem deyin, ister Allah deyin, ister kozmik döngü deyin (adına her öğretide başka bir şey diyorlar) zaten sınırlı olduğumuzu ve gidilecek son yolunda belirli olduğunu gördüm. Her insan kendi yaşam döngüsüne hayat diyor ve hayat ya da Tanrı dediği kendi içi kadar. Çünkü yaşadığımız her olayın bizden birer yansıma olduğuna kesinlikle eminim. Buna nasıl eminsin derseniz insanlık hallerinin hepsini artık görüyorum hissediyorum ve biliyorum diyerek Tanrısal bir yaklaşım yapsam çok ileri gider miyim, sanmıyorum. Zamanında zaten Hallac-ı Mansur yapmış bu yaklaşımı Ene'l Hak diyerek. Sonra zındıklıkla suçlanıp idam edilmiş tabi ama olsun hangi öğretideki kişi zaten kendi döneminde doğru anlaşılabilmiş ki.
Ene'l Hak meselesi çok derin bir mesele aslında. Bunu ilk anlamam Ocak ayında olmuştu. Ben bu konuyu Spiritüel disipline göre konuşuyorum tabi, tüm bunlara hiç katılmayabilir asla anlamlandıramıyor olabilir ve çok saçma bulabilirsiniz spiritüel bir kimliğiniz varsa (ki herkesin kozmik plan çerçevesinde yolu o aslında) bunları anlamak çok kolaylaşacaktır.
Benim spiritüelizme erişmem artık hiç kimseyi anlayamadığım, yahu neden böyle yapıyor diye çatladığım bir döneme geldi zaten ondan önce de insanların neden böyle davranıyor ne anlatmak istiyor asla onu da anlamazdım. İçime ışık girsin diye çatlamam gerekiyormuş meğer. Tüm olanı anladığımda da gerçekten korunmuş olduğumu düşündüm. Yani son 4 aya kadar insanları asla anlamadığımı ve benim de anlaşılamadığımı düşünüyordum. Taa ki 11 olduğumu öğrenene kadar. 11 nedir? Numerolojide 3 indigo rakam var.. Ciddi bir eğitim alıyorum da artık bu konularla ilgili. 11-22-33 rakamlarına sahip olan insanlar çevremizde olabildiğince az ve bu yüzden kendilerini bilene kadar çok sıkışıklık yaşıyor hayat içinde. 1-9 arasına sahip insanlarda tamamen dünyevi işlere odaklı ve dünya nüfusunun yüzde 60-70 arasını kapsıyorlar. 33'ler en az orana sahip kişiler. Çevremizde onlardan ya bir tane var ya da hiç yok. Onlar komple dünyada kozmik öğretmenlik yapanlar. Yani peygamberler, büyük öğreti yapanlar. 22'ler bu dünyayı değiştirme potansiyelinde olan liderler. Benim 11'im daha çok bilinçle ilgilenmek ve insanların zihninden ne geçiyor neyi ne amaçla yapıyor bunları anlamak, o yüzden de en büyük sıkışıklığım buradaymış zaten..
11 rakamı yaşlı bir ruhu ifade ediyor ve daha önce dünya gezegeninde hiç bedenlenmemiş bir ruh. Çakraları ve bilinci en açık ruh. Taa ki gerçekten dünyada olduğunu anlayana kadar.. Sonra ne mi oluyor son 4 aydır hayat aşırı kolaylaşıyor çünkü kimin ne sebeple hangi hareketi neden yaptığını anlıyorum. Bu durum benim davranışlarımı aşırı sakinleştiriyor çünkü iyi bir derinlikten sonra müthiş bir anlayış ve şefkat barındırmaya başlıyorum içimde. Bütün yaratım gücünü, evreni ve insanları içimde hissediyorum. Çünkü her gördüğüm ve konuştuğumun yüzün, her bulunduğum ortamın geçmişimle ve geleceğimle bir bütün olduğunu anlıyorum. Rutin işlerim hiç aksamıyor, işlerim hiç olmadığı kadar yolunda gidiyor. Yolunda gitmese de takılmıyorum çünkü akışa teslimim ve özgürlüğü teslimiyette bulduğumu düşünüyorum.
Bugünlerde hayat bize kendimize bile tutunmamayı öğretiyor aslında. Bundan önceki süreçlerde başkasına tutunmamayı öğrendik. Sistem her zaman, her insanı, her döngüyü çalıştırırken şunu söylüyor. Tutunduğun her ne varsa onu senden uzaklaştırırım! Neden peki? Çünkü tutunduğun şeyden sıyrılmadığın için kendi potansiyelini göremezsin. Tek başına ne yapabileceğini göremezsin. Tutunduğun şeyi serbest bırakmazsan ve kendini bilmezsen ben zaten koşulları ve durumları oldurmam diyor. Evet, bugünlerde hayat kendimize bile tutunmamayı öğretiyor demiştim yazı girişinde. Çünkü farkettiyseniz son 2 haftadır zihnimiz kaygan ve hangisi biziz onu bile bilemiyoruz. Ne yapacağımıza karar veremiyoruz hatta yapmak istiyor muyuz onu da bilmiyoruz. Hangi duyguya ya da düşünceye tutunsak elimizde kalıyor ki bunlar kendi duygularımız ve düşüncelerimiz dahi olsa. O yüzden bu sıralar en iyisi kendi duygu ve düşüncelerimize bile tutunmamak. Bırakın gelsin gitsin duygular ve düşünceler. Henüz bir şeye karar vermek zorunda değiliz. Evren akışa ve teslimiyete güven diyor bağır çağır.
Bu sıralar en iyi yapabileceğimiz şey kendimize zaman ayırmak, bir yerlere gitmek, balkonda otursak bile doğanın güzelliğine varmak olabilir. Okuduğumuz şeyleri paylaşmak, işlerimizi ve gündelik programlarımızı nasıl daha iyi yönetebileceğimiz üzerinde kafa yormak olabilir. Bu dönem olanları anlayıp sadece gülümsemek ve zorlamamak dönemi olabilir.
Bu yazı bu kadar. Bu dönem akışa ve teslimiyete güvendiğimiz, kendimizin her halini sevip, şefkatle yaklaştığımız tüm o karanlık, öfkeli, üzüntülü, sıkışmış, egolu, kim ne diyecek ne düşünecek korkularımızı ve yanlarımızı görüp onların yerini merhamet, affedicilik ve sevgiyle doldurduğumuz bir dönem olsun.
Hepimiz dönüşmek zorundayız tek tek ve görüyorum ki hepimiz dönüşüyoruz tek tek..
Sevgiyle kalın..



Yorumlar